Skip links

Tasavvuf Folkloru

Ekran Resmi 2016-02-06 00.16.33

Vakfımızın kuruluş amaçlarından biri, Türk tasavvuf musikisi ve folklorunu bütün özellikleriyle araştırmak, tespit etmek ve bu alanlarda yapılacak araştırma ve incelemeleri yayımlamaktır. Bu doğrultuda vakfımız bünyesinde, tasavvuf folkloruna ait unsurlar araştırılmakta; icra edilerek kayıt altına alınmakta ve bu kültürel mirasın gelecek kuşaklara aktarılmasını teminen eğitim faaliyetleri yürütülmektedir. Vakfımızda tasavvuf folkloru alanındaki çalışmalar aşağıdaki başlıklar altında sürdürülmektedir:

Tasavvuf ekollerinde yer alan kuud, devran ve kıyam zikir türlerine yönelik araştırma ve icra çalışmaları

Mevlevî seması ile Hazreti Mevlânâ’nın Mesnevî’sine ilişkin araştırma ve icra faaliyetleri

Vakıf merkezimizde kadim gelenekte Cerrahi Âsitâne’ nin aşure pişirme
günü olan Safer Ayının ilk hafta gecesine gelenek üzere aşure pişirilmektedir.

Zikrullah

Zikir, kelime anlamı itibarıyla “anmak” ve “hatırlamak” demektir. Tasavvufta zikir, Allah’ı anmak ve hatırlamak amacıyla yapılan temel ibadet biçimlerinden biridir. Kur’ân-ı Kerîm’de “Onlar Rablerini ayakta, oturarak ve yanları üzerine yatarken zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde tefekkür ederler” (Âl-i İmrân, 191) ayeti, tasavvuf ekollerinde farklı ayin ve zikir usullerinin temel dayanaklarından birini oluşturur.

Tasavvuf tarihinde yüzyıllar boyunca zikir usullerine yapılan ritmik, bedensel ve estetik eklemeler, insanın durağanlığa karşı tabiatına uygun olarak bu ibadetin farklı biçimlerde icra edilmesini sağlamış; bu süreç, folklorik açıdan son derece zengin ve estetik sonuçlar doğurmuştur. Günümüzde İslam tasavvuf ekollerinde, yöresel ve kültürel unsurların öne çıktığı çeşitli tasavvuf folkloru örnekleri dünya genelinde icra edilmektedir.

Devran

Devran, dervişlerin ayakta, adım atarak çember oluşturmak suretiyle gerçekleştirdikleri bir zikir ayinidir. Devran ayininde dervişler, bağlı bulundukları tasavvuf ekollerine göre sola ya da sağa adım atarak dönerler. Ayin, ritmin giderek hızlanmasıyla devam eder ve genellikle “Hû” ve “Hay” Esmâ-i Şerifleri zikredilir. İlahiler ve kasideler ayine eşlik ederken; bendir, kudüm, halîle ve el kudümü gibi ritim sazları icranın ritmik yapısını destekler. Devran, özellikle Halvetîlik ve Kadirîliğin Eşrefîlikten gelen Anadolu kollarında yaygın olarak icra edilmiş, Türk tasavvuf geleneğinin karakteristik zikir biçimlerinden biri hâline gelmiştir.

Kıyam

Kıyam, ayakta durularak icra edilen bir zikir ayinidir. Dervişler karşılıklı saflar hâlinde dizilir; zikir sırasında sağa ve sola eğilerek “Hay”, “Allah”, “Hay Allah Hay” gibi esmâlar okunur. Ayin esnasında bedenin sağa sola yönelmesi, zaman zaman dizler üzerine inilip kalkılması gibi hareketler yer alır. Kıyam zikri; Kadirî, Rufâî, Bedevî, Dussukî, Sa‘dî ve Şâzelî gibi, günümüzde Irak, Suriye ve Kuzey Afrika coğrafyasında yaygın olan tasavvuf ekollerinde icra edilmektedir. İstanbul Rufâîliğine özgü ve günümüzde icracısı son derece azalmış olan “Kıyam Kelime-i Tevhid” ayini ise estetik ve musikî açısından üst düzey bir zikir formudur. Bu ayin, vakfımız tarafından notalarıyla birlikte kayıt altına alınmış olup aslına uygun olarak icra edilmektedir. Ayrıca Osmanlı bakiyesinden olan zikir icracıları ve musikîşinasların zikir ve musiki icraları, vakfımızın kurucu üyesi ve ikinci başkanı merhum Safer Dal tarafından 1950’li yılların başlarından itibaren sesli ve görüntülü olarak kayıt altına alınmıştır.

Mevlevî Seması

Sema, Mevlevî tarikatında semazenlerin dönerek icra ettikleri bir zikir ayinidir. Semazenler sağ ellerini yukarıya, sol ellerini aşağıya doğru açarak döner; bu hareket, ilahî feyzin Hak’tan alınıp mahlûkata aktarılmasını sembolize eder. Sema, semazenin manevî bir yolculukla Allah’a yönelişini temsil eder.

Toplumumuzda yaygın olarak bilinen Mevlevî seması ve ona eşlik eden musikî geleneği, vakfımız bünyesinde aslına uygun biçimde korunmakta ve icra yoluyla yaşatılmaktadır. Vakıf arşivimizde Mevlevî ayinlerine ait notalar muhafaza edilmektedir. Vakfımız, kuruluş amacı doğrultusunda Mevlevî semasını ve diğer zikir türlerini yurt içinde ve yurt dışında tanıtmakta; devlet kurumları tarafından gerçekleştirilen icralara talep hâlinde destek vermektedir.

Vakfımız bünyesinde her pazartesi günü musikî eşliğinde Mevlevî seması icra edilmekte; sema eğitimleri verilmekte ve Hazreti Mevlânâ’nın Mesnevî’si okunarak şerh edilmektedir.

Aşure ve Muharrem Ayı

Aşure, hicrî takvime göre Muharrem ayının onuncu gününde pişirilen ve birçok malzemenin bir araya gelmesiyle hazırlanan kadim bir gelenektir. İstanbul tasavvuf hayatında, İstanbul’un fethinden tekkelerin kapatılmasına kadar Muharrem ayında ilk aşure, İstanbul’un en kıdemli dergâhlarından biri olan Koca Mustafa Paşa’daki Sümbül Efendi Tekkesi’nde pişirilirdi.

Muharrem ayının ilk on günü boyunca Hz. Fuzûlî’nin eserleri tekkelerde okunur; onuncu gün İstanbul’daki dervişler bir araya gelerek Hz. Hüseyin ve Kerbelâ şehitleri için mevlid ve zikir meclisleri tertip ederdi. Bu süre boyunca zikirlerde ritim sazları kullanılmaz, sofralarda şeffaf bardaklar yerine toprak veya ahşap kaplar tercih edilir; Hz. Hüseyin ve Kerbelâ’ya dair ilahiler, kasideler ve mersiyeler okunurdu.

Günümüzde vakfımız tarafından Muharrem ayının onuncu günü, kadim gelenek doğrultusunda Koca Mustafa Paşa’daki Sümbül Efendi Camii’nde mevlid-i şerif cemiyeti düzenlenmekte; katılımcılara süt, şeker ve helva ikram edilmektedir. Kadim gelenekte Karagümrükte bulunan Cerrahi Âsitânesi’ nde aşure, Safer ayının ilk hafta gününde (ayin-i şerif günü) yenecek şekilde pişirilirdi. 2026 itibari ile 323 senedir kesintisiz olarak devam eden bu gelenek günümüzde vakıf merkezimizde yaşatılmakta ve pişen aşure her sene safer ayının ilk perşembe günü misafirlere ve ahaliye ikram edilmektedir.

Ayrıca vakıf merkezimizde kadim gelenekte Cerrahi Âsitâne’ nin aşure pişirme günü olan Safer Ayının ilk hafta gecesine gelenek üzere aşure pişirilmektedir.